Türk futbolu neden ilerlemiyor? Can Demir’e göre sorun yalnızca teknik direktör, transfer, hakem ya da bütçe değil. Asıl mesele; federasyondan kulüplere, altyapıdan FIFA ve UEFA ilişkilerine kadar uzanan liyakat ve kalite standardı sorunu.
Türkiye’de artık liyakatsizlik istisna değil, sistem haline gelmiş durumda.
Kim olduğunuzdan çok kimi tanıdığınız, ne bildiğinizden çok kimin sizi taşıdığı önemli.
İki kelimeyi yan yana getirip düzgün cümle kuramayan insanlar koca koca makamları işgal ediyor. İletişim yeteneği yok, organizasyon becerisi yok, yabancı dil yok, uluslararası vizyon yok ama makam var.
Hem de ne makamlar…
Bugün birçok ülkede doğru dürüst yabancı dil bilmeden bazı sıradan işlere bile girmek zor. Bizde ise ülke futbolunu uluslararası arenada temsil eden koltuklarda oturabiliyorsunuz.
Sonra da soruyoruz:
Türk futbolu neden ilerlemiyor?
Vallahi bilmiyorum!
Belki stoper eksiktir.
Belki 8 numara lazımdır.
Belki yabancı sınırı 12 değil 14 olmalıdır.
Belki de bütün sorun VAR çizgisinin iki santim yanlış çekilmesidir!
Her şeyi konuştuk.
Bir tek liyakat konuşmadık.
Oysa mesele tam da burada başlıyor.
Futbol artık sadece sahada oynanmıyor
Dünya Kupası sırasında bunu kendi gözlerimle gördüm.
Kapalı kapılar arkasında diğer ülkelerin federasyon temsilcileri, yöneticileri, medya ve futbol insanları FIFA ile sürekli temas halindeydi. Herkes kendi ülkesi adına ilişki kuruyor, lobi yapıyor, bağlantı geliştiriyor, ülkesinin futbol geleceği için çalışıyordu.
Bizimkiler?
Otel kapısında açık havada sigara içiyordu.
Bu gözler gördü.
Abartmıyorum.
İnsan ister istemez düşünüyor:
Arkadaş, madem FIFA lobiciliği yapamıyorsunuz, bari otelin giriş güvenliğini size teslim etselerdi.
Hiç değilse bir işe yarardınız.
Futbol artık sadece sahada oynanmıyor.
FIFA koridorlarında oynanıyor.
UEFA toplantılarında oynanıyor.
Sponsor masalarında oynanıyor.
Medya ilişkilerinde oynanıyor.
Uluslararası organizasyonlarda oynanıyor.
İletişimde, eğitimde, diplomasi masasında oynanıyor.
Biz hâlâ “Abi hakem bizi doğradı” seviyesinde takılıyoruz.
Dünya başka bir yere gidiyor.
Biz otel kapısında sigarayı bitirip ikinciyi yakıyoruz.
Beşiktaş’ta uzun zamandır görmediğim bir şey gördüm
Beşiktaş’ın son dönemini izlerken ise uzun zamandır görmediğim bir şeyi gördüm:
Takımın bir şablonu vardı.
Ne yapmak istediği belliydi.
Oyuncuların sahadaki mesafeleri, geçişleri, baskı zamanlamaları, savunmadan çıkış şekilleri…
Son dönemde izlediğim derbiler arasında oyun kalitesi ve taktik üstünlük açısından açık ara en iyi maçlardan biriydi.
Umarım Beşiktaş’ın başına gelen hocayı yemezler.
Gerçi Türk futbolunda “hocayı yemek” neredeyse milli spor haline geldi.
Üç maç kazan:
“Yeni Guardiola!”
İki maç kaybet:
“Hoca bu takımı taşıyamıyor.”
Dördüncü hafta:
“Yönetim acil toplantıda.”
Beşinci hafta:
“Hoca ile yollar ayrıldı.”
Altıncı hafta:
Yeni teknik direktör havaalanında atkıyla poz veriyor.
Sonra aynı filmi tekrar seyrediyoruz.
Sergen Yalçın hakkında eleştiri yaptığım dönemde bazı Beşiktaşlı arkadaşlarım neredeyse telefonlarımı engelleyecekti.
“Sergen’e nasıl laf söylersin?”
Buyurun şimdi bakın.
Futbol romantizmle değil, organizasyonla oynanıyor.
İyi futbolcu önemlidir.
Para önemlidir.
Transfer önemlidir.
Ama bunların hepsi sistemin parçalarıdır.
Futbol sadece milyon euroluk oyuncuları yan yana dizip “Hadi çocuklar” demek değildir.
Türkiye’nin futbol problemi kadro problemi değil
Türkiye’nin futbol problemi kadro problemi değil.
Bütçe problemi de değil.
Hatta yetenek problemi hiç değil.
Bizim temel problemimiz kalite standardı problemi.
Federasyonun tepesinden başlayın.
Kulüplere inin.
Hakemlere bakın.
Altyapıya bakın.
Antrenör eğitimine bakın.
Kurumsal iletişime bakın.
FIFA ilişkilerine bakın.
UEFA ilişkilerine bakın.
Uluslararası lobiciliğe bakın.
Ve her seferinde aynı soruyu sorun:
“Bu görevde gerçekten bu işi en iyi yapabilecek kişi mi oturuyor?”
Eğer cevabınız “hayır” ise, Türk futbolunun neden ilerlemediğini bulmak için 48 sayfalık stratejik rapor hazırlamanıza gerek yok.
Sorun önünüzde duruyor.
Liyakat.
Unvan çok, strateji nerede?
Bazen televizyonda yöneticileri dinliyorum.
Beş dakika konuşuyorlar.
Konuşmanın sonunda insan şunu düşünüyor:
“Ben ne dinledim şimdi?”
Ne cümle var.
Ne mesaj var.
Ne vizyon var.
Ne de bir gelecek tasavvuru.
Ama kartvizitte dört satır unvan var.
Biz unvan üretmekte Avrupa şampiyonuyuz.
Başkan.
Başkan vekili.
Başkan yardımcısı.
Milli takımlar sorumlusu.
Uluslararası ilişkiler sorumlusu.
Futbol gelişim direktörü.
Sportif koordinatör.
Stratejik bilmem ne kurulu üyesi.
Güzel.
Peki strateji nerede?
Türk futbolunda liyakat kültürü kurulmalı
Türk futbolunun toparlanması için önce federasyonun tepesinden başlayarak liyakat kültürü kurulmalıdır.
Yabancı dil bilen insanlar gelmeli.
Dünyayı tanıyan insanlar gelmeli.
FIFA ve UEFA koridorlarında kendisini ifade edebilen insanlar gelmeli.
Uluslararası ilişki kurabilen insanlar gelmeli.
Modern futbolu anlayan eğitimciler gelmeli.
Hakemlik sistemi gerçekten performansa göre yönetilmeli.
Altyapı hocalığı “A takıma çıkamadım, bari çocuk çalıştırayım” mesleği olmaktan çıkarılmalı.
Kulüpler kurumsallaşmalı.
İletişim departmanları profesyonelleşmeli.
Futbol yönetimi, eş-dost istihdam bürosu olmaktan çıkmalı.
Çünkü futbol artık sadece futbol değil.
Futbol aynı zamanda eğitim.
Ekonomi.
Pazarlama.
Diplomasi.
İletişim.
Bilim.
Teknoloji.
Organizasyon.
Ve uluslararası güç mücadelesi.
Bütün dünya bunu anlamış durumda.
Biz hâlâ teknik direktör değiştirmekle sistemi değiştirdiğimizi zannediyoruz.
Türk futbolunun en büyük transferi
Yine de umutluyum.
Çünkü Türkiye’de yetenek var.
Para var.
Futbol tutkusu var.
Genç nüfus var.
Avrupa’nın büyük liglerinde oynayan futbolcularımız var.
Statlarımız var.
Taraftarımız var.
Futbol kültürümüz var.
Eksik olan tek şey bütün bunları yönetecek akıl.
Ve o aklın adı da liyakat.
Türk futbolunun bugün ihtiyacı olan en büyük transfer ne Osimhen’dir, ne 30 milyon euroluk bir orta saha, ne de dünya yıldızı bir teknik direktör.
Türk futbolunun yapması gereken en büyük transfer:
Liyakati yeniden sisteme transfer etmektir.
Ama önce otel kapısındaki sigarayı söndürüp içeri girmek gerekiyor.
Çünkü dünya içeride çalışıyor.
Biz hâlâ kapıda bekliyoruz.
Can Demir



