Amerika’da Seçim Sistemi Nasıl İşliyor? Seçici Kurul Nedir ve Nasıl İşler?

Çoğu demokraside seçimler oldukça basit işler; seçmenler oy verir, en çok oy alan aday veya parti kazanır ve liderini hükümeti yönetmek üzere görevlendirir. Ancak, Amerika Birleşik Devletleri‘nde işler böyle yürümüyor. ABD’de, seçmenler doğrudan bir başkan seçmek yerine, “Seçici Kurul” (Electoral College) adı verilen bir sistemle liderlerini belirler. Bu nedenle, her dört yılda bir, bu sistemin nasıl işlediğini tekrar hatırlamak gerekiyor.
İşte detaylar:
Amerika’da toplam 538 Seçici Kurul (Electoral College) delegesi bulunur. Bu delegeler 50 eyalet ve Washington DC’yi temsil eder ve siyasi partiler tarafından atanırlar. Başkanlık seçimlerini kazanmak için bir adayın bu 538 oyun yarısından bir fazlasını, yani 270 oyu alması gerekir. Bu sayı, başkanlık yarışında kilit bir öneme sahiptir.
Amerikalılar aslında doğrudan başkan için oy vermezler; kendi eyaletlerinin delegelerini seçerler. Bu delegeler, başkan için oy kullanarak halkın oylarını temsilen bir nevi “aracı” rolü oynar. Her eyalet, nüfusuna göre belirlenen sayıda delegeye sahiptir. Örneğin, büyük bir eyalet olan California’nın bu yıl 54 Seçici Kurul oyu var, Texas ise 40 oya sahip. 270 oyu toplamak için büyük eyaletlerin oyları önemlidir. Küçük eyaletler ise, örneğin Wyoming ve Vermont, sadece üçer oya sahiptir. Bu küçük eyaletlerin de en az üç oy ile temsil edilmesi, Amerikan Anayasası tarafından güvence altına alınmıştır.
Çoğu eyalette “kazanan hepsini alır” (winner-take-all) politikası uygulanır. Bu, bir eyaletin halk oylarını kazanan adayın o eyaletin tüm Seçici Kurul oylarını aldığı anlamına gelir. Örneğin, 2020 seçimlerinde Texas’ta 5,8 milyon kişi Donald Trump’a, 5,2 milyon kişi ise Joe Biden’a oy vermişti. Texas “kazanan hepsini alır” ilkesine göre çalıştığı için, Biden’ın oyları bu eyaletin sonucunu değiştirmedi ve Trump tüm 38 oyu aldı.
Önemli bir diğer nokta, her eyaletin nüfusuna bakılmaksızın en az üç Seçici Kurul oyuna sahip olması gerektiğidir. Bu nedenle, küçük eyaletler Seçici Kurul’da nüfuslarına kıyasla daha fazla temsil edilir. Örneğin, Wyoming’de her 142.000 seçmen için bir delege varken, Texas’ta her 466.000 seçmene bir delege düşmektedir.
Bu sistem, halk oylarını kazanan adayın seçimi kaybetmesine yol açabiliyor. Tarihte beş kez, halk oylarında en fazla oyu alamayan adaylar yine de başkanlık koltuğuna oturdu. Bunlardan en bilinen örnekler arasında, 2000 yılında Al Gore’dan daha az oy almasına rağmen George Bush’un başkan seçilmesi ve 2016’da Hillary Clinton’dan daha az oy almasına rağmen Donald Trump’ın başkan olması bulunuyor.
Her yakın seçimde, başkanlık yarışı birkaç “salıncak eyalet” (swing states) tarafından belirleniyor. ABD’de yaklaşık 244 milyon seçmen olsa da, bu eyaletlerde yaşayan ve toplam nüfusun yaklaşık %18’ini oluşturan seçmenler, seçim sonucunda büyük rol oynuyor. Bu eyalet bazında “kazanan hepsini alır” sistemi, popüler oyu kazanan bir adayın seçimi kaybetmesi gibi sonuçlar doğurabiliyor.
Bu sistem halk arasında pek popüler değil; Amerikalıların çoğu, en çok ulusal oyu alan adayın başkan olmasını istiyor. Ancak, bunu gerçekleştirmek için ABD Anayasası’nda değişiklik yapılması gerekiyor ve bu oldukça zor bir süreç olduğu için yakın zamanda değişmesi pek olası görünmüyor.