Houston’da Türk Sineması rüzgarı, 59. WorldFest-Houston Uluslararası Film Festivali ile Teksas semalarında esmeye devam ediyor. Festivalde büyük ilgi gören “Aile Meselesi” (The Family Matter) filminin ardından, Alaturka Houston Medya Direktörümüz Cenk Çelik’in gerçekleştirdiği bu özel Metin Kuru Houston röportajı, sinemanın geleceğine ve sarsıcı yeni projelere ışık tutuyor.
59. WorldFest-Houston Uluslararası Film Festivali’nde Teksaslı ve Türk sinemaseverleri aynı salonda buluşturan “Aile Meselesi” (The Family Matter), güçlü hikayesi ve kültürel derinliğiyle büyük ilgi gördü. Gösterim sonrası seyircilerin yoğun ilgisiyle karşılaşan ve uluslararası bağımsız sinema sahnesinde adından söz ettiren filmin yönetmeni Metin Kuru, Alaturka Houston Medya Direktörümüz Cenk Çelik’e özel açıklamalarda bulundu. Usta oyuncuların set hallerinden, bir yönetmen ve yapımcının içsel çatışmalarına; Teksas seyircisiyle kurulan duygusal bağdan, Hocalı Katliamı‘nı referans alan sarsıcı yeni projesi “Cennetin Çiçekleri“ne kadar birçok detayı samimiyetle anlattığı açıklamalarını okuyucularımızla buluşturuyoruz.

Usta İsimlerle Çalışmak: “Karakterlerini Kendi Hayatlarıyla Beslediler”
Cenk Çelik: Filmde Halil Ergün ve Ayşen İnci gibi Türk sinemasının iki dev ismini bir araya getirdiniz. Bu kadar tecrübeli bir kadroyu yönetirken, onların karakterlere kattığı doğaçlama veya derinliklerden sizi en çok şaşırtan ne oldu?
Metin Kuru: Hem Halil bey hem de Ayşen hanım en başından filmin hikayesiyle duygusal bağlarını açıkça gösterdikleri için bu konuda çok cömert davrandılar. Bir de; kendi jenerasyonlarının, filmde de altını çizdiğimiz haklı gerekçelerinden kendi hayatlarında da zaman zaman muzdarip oldukları için, karakterlerini kendi hayatlarıyla besleyip zaman zaman doğaçlamalar yaptılar ama hikayeyi bilerek bu şekilde tasarladığımız ve sette de hikayede tasarladığımız gibi bir film çekmeye özen gösterdiğimiz için beni şaşırtan herhangi bir şey olmadı.

Teksas ve Türkiye Arasındaki Duygusal Köprü
Cenk Çelik: Aile Meselesi, Türkiye’nin yerel kodlarını taşıyan bir hikaye olsa da bugün Houston’da, Amerika’nın en köklü festivallerinden birindeyiz. Sizce ‘aile’ kavramındaki hangi ortak dil, Texaslı bir izleyiciyle Türkiye’deki bir izleyiciyi aynı duyguda buluşturuyor?
Metin Kuru: Sinema ve edebiyat her ülkenin sosyal tarihini oluşturur. Yani; romanlarda ve filmlerde, hikayenin geçtiği coğrafyada insanların nasıl davrandığına, nasıl giyindiğine, ne yiyip ne içtiğine ve kendi iç iletişimlerine tanık oluruz. Hiç gitmediğiniz bir ülkeye seyahat etmeden önce hikayesi orada geçen bir roman ya da film izleme önerisinin kaynağı da bu bence. Ülkemi ve kültürümü sevdiğim ve bunu eserlerimde yansıtmaktan her zaman gurur duyduğum için Aile Meselesi’nin Türkiye’nin yerel kodlarını yansıtan bir film olmasını ben tercih ettim. Evet, Aile Meselesi ile Amerika’nın en eski ve en büyük üçüncü film festivalinde, festivalin en büyük ödülünün en güçlü adaylarındanız. Worldfest Houston Film Festivali kesintisiz bir şekilde 59 yıldır yapılıyor. Neredeyse bir insan ömrü kadar. Ancak, bizim hislerimizle Amerika’lı seyircileri aynı duyguda birleştiren detay benim yarattığım dil değil, hepimizin hayatına benzer etkileri olan teknolojik dönüşüm sürecinin duygularımızıın üzerindeki ölü toprağını kaldırmış olması bence.
Uluslararası Arenada Dijitalleşmenin Gücü
Cenk Çelik: Filminiz TRT’nin uluslararası dijital platformu ‘tabii’ üzerinden dünyaya açıldı. Bu dijitalleşme sürecinin, Türk sinemasının bağımsız festivallerdeki temsil gücünü nasıl değiştirdiğini düşünüyorsunuz?
Metin Kuru: TRT bünyesindeki birçok kanalın içerik politikasından dolayı Türkiye’nin en büyük aile kanalı olduğu için Aile Meselesi’nin hikayesinin dokusu en başından beri TRT vizyonuyla örtüşüyordu. Biz de filmimizin vizyon sonrası seyirciyle buluştuğu mecranın TRT’nin dijital platformu olmasından mutluyuz. TRT, ortak yapımları mali ve ayni destekleriyle zaten birçok bağımsız sinemacıyla işbirliği içinde olduğu için, filmlerin festivallerdeki temsil süreçlerinde güçlü markası ve hatırı sayılır prestijiyle işbirliği yaptığı sinemacıları dünya sahnesinde parlatıyor.

Avrupa’dan Amerika’ya Ortak Seyirci Deneyimi
Cenk Çelik: Filmin; 37. Girona Film Festivali‘ndeki ‘En İyi Film‘ adaylığı ve Avrupa yolculuğu çok ses getirmişti. Houston‘daki bu prömiyerin atmosferini Avrupa’daki festivallerle kıyasladığınızda, Amerika seyircisinin tepkisinde sizi heyecanlandıran farklı bir nüans oldu mu?
Metin Kuru: Seyirci ile ilgili şaşırdığım herhangi bir şey olmadı. Sinemacılar olarak seyirciyi, hayatındaki en değerli şeyler arasında yer alan parasını ve zamanını harcatarak karanlık bir salona davet ediyoruz. Burada duygularını harekete geçirip onu kendi hayatındaki başka dünyalarla iletişime geçirdiğimiz bir deneyim sunmak zorundayız. Daha önce diğer filmlerimle de uluslararası birçok sahnede seyirciyle buluştuğum için bu duruma alışığım. Farklı bakış açılarından şahsına münhasır yorumlar çok fazla oluyor ama zaten farklı coğrafyalardaki insanların bize bakışını ve derdimizi orada da anlatabildiğimizden emin olmak için festivallere katılıyoruz.
Yönetmen ve Yapımcının İçsel Çatışması
Cenk Çelik: Kendi yapım şirketiniz Mutluluk Fabrikası ile butik ve nitelikli işlere odaklanıyorsunuz. ‘Aile Meselesi’nin senaryo aşamasından sete çıkışına kadar geçen süreçte, yapımcı kimliğinizle yönetmen kimliğinizin en çok çatıştığı nokta neydi?
Metin Kuru: Ben yapımcı kimliğimle yönetmen kimliğimi uzun bir süre önce birbiriyle barıştırdım. Her ikisi de, bir hayalin gerçekleşmesi için vazgeçmesi gereken şeylerin de farkında, vazgeçtiklerinin kalplerinde oluşturacağı boşluğun da. Tabii ki film tamamlandığında o boşluklardan eser kalmayacağının da farkındalar. Çünkü her ikisi de, birlikte yaptıkları filmlerden, yaptığımız işin sanat olduğu kadar ticaret de olduğunu pahalı deneyimlerle öğrendi.

Yeni Proje Müjdesi: “Cennetin Çiçekleri” ve Sarsıcı Bir Yüzleşme
Cenk Çelik: Gelecek Projeler: Hikaye anlatımınızda genellikle aile ve birey arasındaki o hassas dengeyi görüyoruz. Hazırlık aşamasında olan veya üzerinde çalıştığınız yeni bir ‘Mutluluk Fabrikası’ projesi var mı? Yine benzer bir temadan mı devam edeceksiniz?
Metin Kuru: Evet var. Bu sıralar Cennetin Çiçekleri filmine hazırlanıyoruz. Cennetin Çiçekleri, 26 Şubat 1992 tarihinde, Azerbaycan‘da gerçekleşen Hocalı Katliamı’nda, işgalci birliklerin başını kesip onunla futbol oynadıkları mercan kolyeli çocuğun hikayesini referans alıyor. Cennetin Çiçekleri’nde, katliamın yapıldığı operasyonu yöneten komutan ve mercan kolyeli çocuğun ablası olan Xatire, 27 yıl sonra Transilvanya‘da yeniden karşılaşıyor. Artık Xatire’nin kaybedecek hiçbir şeyi yok ama komutanın tüm ailesi yanında ve birlikte bir hafta zaman geçirmek zorundalar. Xatire, Transilvanya’daki Osmanlı’dan kalan ortaçağ kalelerinin hikayesi üzerinden komutanı geçmişte işlediği cinayetlerle yüzleştirirken, bir yandan da komutanı ya da ailesinden birilerini öldürüp öldürmeme kararsızlığında sıkışır. Bir intikam hikayesinden ziyade bir yüzleşme filmi olacak olan Cennetin Çiçekleri’nde Azerbaycan Türkleri’nin ne kadar güçlü olduklarıyla birlikte ne kadar vicdanlı olduklarını da göreceğiz.
Türk kültürünün derinliklerini evrensel bir dille harmanlayarak uluslararası alanda başarıyla temsil eden yönetmen Metin Kuru‘ya Alaturka olarak samimi cevapları için teşekkür ediyoruz. 59. WorldFest-Houston Uluslararası Film Festivali‘nde ödül kazananlar, ödüllerini 2 Mayıs’ta “Hotel ZaZa Houston Memorial City”de düzenlenecek törende alacak. Biz de Metin Kuru ve tüm ekibine şimdiden başarılar diliyoruz.
Metin Kuru’nun yeni projesi “Cennetin Çiçekleri“ni büyük bir heyecanla beklemeye başladık bile!



